Yalnızlık Psikolojisi Üzerine…

Kişi kimi zaman yalnız kalmayı tercih edebilir. Bu bilinçli, farkında olarak, istenilen, özgürce bir seçimdir. Kişinin kendisine özel alan açmasıdır. Öyle zamanlar da gelir ki kişi kendini yalnız da hissedebilir. Bu durum, kişiyi mutlu kılmaktan ziyade içinde olumsuz duyguları barındırır.Yalnızlık; bireyin var olan sosyal ilişkileri ile sahip olmak istediği sosyal ilişkileri arasındaki farktır (Peplau ve Perlman, 1982). Yalnızlık (loneliness), çoğu kez tek başına (alone) olmak ile eş anlamlı düşünülmesine rağmen, farklı durumları tanımlayan kavramlardır. Tek başınalık kişinin tercihi olabilecekken, yalnızlık kişinin isteyerek tercih edebileceği bir durum değildir. “Kalabalıklar arasında yalnız hissetme” duygu ve düşüncesi ile yalnız kalma arzusu birbirinden tamamıyla farklıdır. Yalnızlık hissi etrafınızda bulunan kişilerin sayıları ile bağlantılı değildir. Tek başına olmak, tercih edilip istenilen bir durumdur ve birey istediği takdirde bu durumu sonlandırabilir (Geçtan, 2012). Yalnızlıkta ise bireyin tercihi söz konusu değildir ve birey yaşadığı yalnızlık durumundan rahatsızdır. Çakır ve Çakır (2011) yalnızlığın üç ayırıcı ve temel özelliğine vurgu yapmışlardır:

“Yalnızlık kişinin sosyal ilişkilerinin yetersizliğinden kaynaklanır.”

“Yalnızlık subjektif bir fenomendir (her zaman sosyal izolasyonla aynı anlama gelmez, kişi kalabalıkta da kendini yalnız hissedebilir.”

“Yalnızlık, tatsız ve acı verici bir duygudur.”

Geçtan (2012) yalnızlığı acı, korku gibi duygular veren olumsuz yalnızlık ve yaratıcı yalnızlık olarak ikiye ayırmaktadır. Yaratıcı yalnızlık boyutunda birey kendi seçimi ile geçici olarak yalnız kalmayı isteyerek sonrasında yaratıcı sonuçlar ortaya koyar. Olumsuz yalnızlık durumunda ise birey tek başına kalmanın olumlu yanlarını görmeyerek acı verici sonuçlarına odaklanarak rahatsızlık duyar.

Bağlanma kuramına göre, erken evrede yeni doğan çocuğun bağlanma figürü ile kurduğu yakınlık çocuğun hem çevresini tanımasında yararlanabileceği “güvenli bir temel” (secure base), hem de tehlike anında korunabileceği “sağlam bir sığınak” işlevi görmektedir. Teorik olarak, çocuğun bakımını sağlayan kişinin çocuğun çevresini keşfetmesi için uygun ortamı sağlaması ve “güvenli üs” rolünü üstlenmesi; bu şemalar doğrultusunda olumlu benlik algısına sahip, sağlıklı ilişkiler kurabilen ve psikolojik olarak sağlıklı bir birey olarak hayatını idame ettirmesine zemin hazırlamaktadır. Çocuğa bakım veren güvenli bir üs değilse, bu durum ileriki yaşlarda bireyde kaygı, üzüntü, depresyon, öfke ve yalnızlık duygularının yaşanmasına neden olmaktadır. Birey kendisi olarak sevilmeyeceğini, kabul edilmeyeceğini ve anlaşılmayacağını düşündüğü için içinden geldiği gibi davranmak yerine, hayatında önem verdiği kişilerin istediği, onların onay vereceği davranışlarda bulunur. Böylece dış dünyaya karşı bir maske takar ve kendini yalnızlığa hapseder. Birey gerçek kişiliği ile hareket ettiğinde yalnızlık yükünü hafifleterek, olduğu gibi sevilebileceği samimi ilişkiler içine girebilir (Rogers ,1994).

Varoluşcu kurama göre ise, birey kendi hayatının sorumluluğunu aldığı sürece yalnızlık yaşayacaktır. Bireyin aldığı sorumluluk beraberinde yaratıcı yanını da taşır. Varoluşsal yalnızlık korkusu bireyler için ilişkiler kurma yönünde itici bir güçtür, çünkü yalnızlık durumu rahatsızlık verici öznel bir süreçtir. Varoluşçu yaklaşımda bireylerin yalnızlık ile yüzleşmesi gerekmektedir. Birey bu yüzleşmeyi gerçekleştirdiğinde başkalarına sevgi ile yönelerek başkalarıyla anlamlı ve derin ilişkiler kurabilir (Yalom, 2013).

Yalnızlığın nedeni olan bireysel etmenler; düşük benlik algısı, olumsuz bağlanma biçimleri, psikolojik örüntüler, bilişsel etmenler, travmalar, utangaçlık, sosyal kaygı, düşük özsaygı ve kalıtımsal eğilimlerdir. Yalnızlığın nedeni olan çevresel etmenler ise sosyal destek eksikliği, zayıf sosyal ilişkiler, toplumsal sıkıntılar, sosyal ilişkilerdeki yetersizlik duygusu, aile ilişkileri, çevreyle kurulan ilişkilerde iletişim sorunları ve içinde yaşanılan kültürün özellikleridir.

Yalnızlıkla baş etmek için olumlu yöntemler kullanıldığı gibi olumsuz yöntemler de kullanılmaktadır. Bunlar madde kullanımı, intihar, suç işleme ve kaçınma ve istemli soyutlanmadır. Kişi yalnızlık nedeniyle oluşan acıdan kurtulabilmek için madde kullanmaya yönelebilir. Bazen kişi kesin çözüm olarak intiharı seçebilir. Yalnızlık yaşantısı olan birey bazen içindeki acıyı ve öfkeyi diğerlerine yansıtabilmektedir. Her yaş grubu için sosyalleşebilmek ve bundan tatmin olmak akıl ve ruh sağlığının iyi olması için gereklidir. Yapılan araştırmalar, yaşam doyumunun yalnızlık duygusu, depresyon ve intihar girişimleri ile yakından ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ait olma duygusu ve yalnızlığın depresyon üzerine etkili olduğu da ortaya konmuştur.

Yalnızlık insanın yaşamı boyunca belli dönemlerde hissedebileceği bir duygudur. Bu durumla baş edebilmek için çeşitli yöntemler kullanılabilir ve baş etme stratejileri geliştirebilir. Şunu unutmayalım ki herkes hayatının belli bir döneminde yalnız hissedebilir ve bu duygu sadece size ait bir duygu değil. Yalnızlık duygunuzun ardındaki düşünceleri tanımlamaya çalışın. Neden yalnız hissediyorsunuz? Yalnız hissetmenize neden olan düşünceleri maddeler halinde sıralayın ve bu düşünceler ne kadar gerçekçi bunu anlamaya çalışın. Sosyal destek alın. Size iyi gelen, sizi anladığını düşündüğünüz, birlikte olmaktan hoşlandığınız insanlarla daha fazla vakit geçirin. Duygularınızı açığa çıkarmanızda size yardımcı olacak, size iyi hissettirecek sanatın herhangi bir dalı ile uğraşabilirsiniz. Bu durum sosyal ortamlarda daha fazla vakit geçirmenize, yeni insanlar tanımanıza da olanak sağlayacaktır. Sosyal medyada fazla vakit geçirmektense sosyal ortamlarda insanlarla birebir ilişki kurmaya öncelik verebilirsiniz. İnsanlarla birlikteyken duygularınızı ve düşüncelerinizi ifade etmekten kaçınmamak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Kabul edilmeme düşüncesiyle kendinizi ifade etmekten çekinmeyin. Yalnızlık duygusu baş edemeyeceğiniz boyutlara ulaştıysa ya da herhangi bir psikolojik sürecin ardından geldiyse profesyonel bir destek almanız çok daha sağlıklı olacaktır.

KAYNAKÇA

Çakır, V. Çakır, V. (2011). Yalnızlık ve televizyon kullanımı, Selçuk İletişim, 7(1), 131147.

Geçtan, E. (2012). İnsan Olmak. İstanbul: Metis Yayınları. Geçtan, E. (2014). Psikanaliz ve Sonrası. İstanbul: Metis Yayınları.

Rogers, C. (1994). Etkileşim Grupları (Çev: H. Erbil). Ankara: Ekin Yayınları.

Yalom, I. (2013). Varoluşçu Psikoterapi (Çev: Z. İyidoğan Babayiğit). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Spread the love
yayınlanan
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir